Tarkovsky ve Yılmaz Güney'in Sırtlarında Taşıdıkları Aynı Yük

*Spoiler içerir.


Belki birbirlerinden oldukça uzaklar ama Yılmaz Güney'in Altın Palmiye kazanan Yol filminde Seyit Ali'nin Zine'yi sırtında taşıdığı karlı sahne, bana Tarkovsky'nin Andrei Rublev'inden bir sahneyi çağrıştırıyor.

Karlı bir tepede kendi çarmıhını taşıyan İsa... gerileceği çarmıhı taşırken düşer.

Bu sahne iki ressamın ormanda iyilik kötülük, cahillik günah ve Rus halkı üzerine tartışmaları sırasında seyirciye sunulur. İhtiyar ressam, İsa'nın yeniden dünyaya gelse yeniden çarmıha gerileceğini söyler ve bunun üzerine Andrei onun yalnızca kötülükleri hatırladığını ima eder. Anlatmaya başlar Andrei... Rus halkının cehaletinden, ayrışmalardan bölünmelerden, savaşlardan, vebadan, kıtlıktan... Fakat Rus halkı yılmadan, uysalca, tanrıdan yeteri kadar güç isteyerek çalışmaya, yeniden çalışmaya, haçlarını taşımaya devam eder ve edecektir. Umuzsuzluğa kapılmadan...

Tıpkı Yol'da, Seyit Ali ve Zine'nin töreyi taşıdığı gibi... Halkın; cehaleti, ayrışmayı, düşmanlığı, fakirliği, yoksulluk ve çaresizliği taşıdığı gibi... Tüm bunlar taşıması güç, yolu yarıda kesen acılar ve çaresiz insanın bunlar karşısında yapabileceği şey yalnızca gücü verenden biraz daha güç isteyip yolu tamamlayabilmektir.



03.50
02.02.2019

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Girizgah: Bu Blog'u Okuma Rehberi

Queen's Gambit Accepted: Talihsiz Satranç Kariyerime Yeni Bir Sayfa