Tesadüfe Boyun Eğmek: Kürk Mantolu Madonna'dan Aklımda Tek Kalan


15 yaşımdaydım sanırım, Sabahattin Ali okuyorum... Pek hatırlamıyorum şimdi olayların akışını fakat bir cümle var ki aklımda yer etmiş Kürk Mantolu Madonna'dan ve sık sık da fısıldanır aklımda bir yerlerde. Şöyle bir şeydi: "...tesadüfe boyun eğip de..." Tam olarak hatırlamıyorum neydi, nerede geçer ya da ne için söylenmiş? Tesadüfe boyun eğip de gitmek, gidip konuşmak, bir şeyleri eylemek işte. Sırf tesadüfün hatırı için. Ya da bir şekilde tesadüfü bahane edip içinden geleni yapmak da olabilir bu. Yani kabahat bana kalmasın, eyleyeceğim fiili aslında üzerine düşünsem eylemez, onu hayattar kılmazdım fakat denk gelince vurdum bir tane, çektim tetiği, gidip söyledim içimdekileri gibi... Aslında mantıklı değil ama sırf bu denk geliş kırılmasın, boşa gitmesin, çöp olmasın, harcanmasın diye... Ya da sırf bu tesadüf gerçekleşti, geldi başıma, bir işarettir belki, yani ben aslında çok da taraftarı değildim bu eylemin faili olmaya.. bilmem ne..!

Tesadüfün ne olduğu da tartışılır ya... varlığı..? Benim alemimdeki tesadüfün manası biraz daha büyüktü tabii o zamanlar. Şimdi bir zar gibi duruyor esas nedenin üzerinde... Varlığı yokluğu bir, pek de bir anlamı olmayan... Sahi bir insan tesadüfe boyun eğecek kadar tesadüfü hayattar veya irşad edici, tenvir edici veya tahakküm edici görüyorsa (yani bir korkunun eşliğinde) nasıl ona tesadüf denir ki? Tesadüfî, tesadüfen, bilmem ne tesadüfü, tesadüf tanrısı yahut tanrıçası... Bir nevi put gibi... Onu görünce sevinmek... ona boyun eğmek, öpmek, koklamak... kokusu biraz daha üzerine sinsin istemek... bir daha görmek için dualar etmek paradoksal bir şekilde... Yani ortada bin zar var, sen hepsi birden 6 gelsin istiyorsun. Hepsini birden 6 gördün mü herbir zarı tek tek öpüyor, o zarların çarptığı yerlere tek tek teşekkür ediyorsun. Yeniden bunu görmek için yalvarıyorsun hatta. Bin zara birden... Zamana, mekana, kendine hatta... Yalvarıyorsun. Geldi mi bir de ona tâbi oluyormuşsun... Hangi birine??? Onda bir akıl, bir uğur ya da ondan bir korku buluyorsun. Yani birkaç zarın denk gelmesinden. 

Ben de aslında bakarsanız böyle bir şeylere boyun eğmiyor değilim. Zaten o yüzden bu romanda geçen bu tabir sık sık aklımda yankılanıyor ya! Denk gelişler evet. Fakat bu öyle hayattar bir şey değil. Denk getirilişler yani. Bin zarın her birinin tek tek 6 dizilmesi bir âkıl ve kâdir tarafından. Ve bir irade ile. Bu yüzden ona uyuyor ve adım atıyorum ya! Burada neden bulunduğumu tartışmak, üzerine düşünmek gibi... Yani yok yere birkaç milyon zerrenin bir vücutta toparlanması ve dur şuraya da gideyim deyip amaçsızca savrulması... Bir bakışı niçin yakalamak mesela hiç yokken... Bir sözü duymak, duymaman beklenirken veya duymaman gerekirken... Karanlık bir günde bir çocuğun gülümsemesini farketmek bile mesela bence bir hediyedir. Ayağını bastığın kaldırım taşından görülebilen tüm zarlar sana gülmüş. Tüm kapılar yahut,  birden kapanıp sana doğru yolu göstermiş. Bir daha aramayacağını düşündüğün biri ile Allah seni yeniden buluşturmuş, konuşturmuş gibi...

Niçin atmayayım ki adımımı sık düşünüp? Yani tam çekecekken aklımdaki tetiği ayağım takıldı düştüm. Bir taşa takıldım çünkü... Peki gerçekten neden düştüm? Neden o taşa takılıp düştüm? Ne için? Niçin vazgeçmeli ya da bir başka şey mi yapmalı? Yani hiç sorgulamadan boynumu bir taşa, bir puta eğmek değil de; tüm karar süreçlerim sonrası binbir elekten daha geçirmek vardığım kararı... düştüğüm kararı... Vazgeçebilmek...

03.30
03.02.2019

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Girizgah: Bu Blog'u Okuma Rehberi

Queen's Gambit Accepted: Talihsiz Satranç Kariyerime Yeni Bir Sayfa