Londra'da Kaybolma Rehberi








2018 ve 2019'da olmak üzere iki kez Erasmus'la Londra'ya gittim ve toplam 5-6 ay orada yaşadım. İlginç bir maceraydı benim için. Çok şey öğrendim, eskisinden farklı düşünmeye başladım bazı şeyler hakkında. Ama konumuz bu değil. Konumuz bir gezi rehberi oluşturmak da değil. Londra bitmez. İnternetten birçok gezilecek yer, yapacak şey bulabilirsiniz. "Üç Günde Londra" gibi telefon uygulamaları da var. Ben burada -zaten bu blog'un da bir özelliği olarak- yalnızca kendimden ve Londra'yla olan münasebetimden bazı kısımları anlatacağım. Tavsiye sayılır mı bu anlattıklarım... hiç sanmıyorum.

En başta çeşitlilik ve özgürlük yüzünüze tokat gibi çarpacak. Double-decker otobüs süren hacı sakallı entarili amcalar ya da çarşaflı ablalardan; sokakta şeytan kılığında dolanan sahte rockstar'lara ya da teşhirci çiftlere hazırlıklı olun.

Kabaca on insandan üçü İngiliz, diğerleri dünya vatandaşı ya da turist. Her milletten insan var. Ülkelerindeki diktatörlüğün harika Türkiyedekinin beter olduğunu söyleyen Çinliler, İngilizlere güvenme diyen Çinliler, sessiz Çinliler, ve dünyanın diğer milletleri... Deneyimleyin, tartışın. Mesela Yunan bir arkadaşa baklavanın Türk tatlısı mı Yunan tatlısı mı olduğunu sordum, duyabileceğim en harika cevabı duydum sanırım: "Osmanlı tatlısı." Çeşitli damak zevklerini deneyimleyin. Hatta sosyal psikoloji derslerinde konumuz dahilinde kötülenerek anlatılan Hare Krishna tarikatının bedava vejetaryen yemeklerinden yiyin (üniversite çevrelerinde dağıtıyorlar).


Kilisede akşam 5 dersine katılın. Sokakta stand açmış hristiyanlara sorular sorun. Benim en çok tartıştığım konulardan biri evrimdi. Takım elbiseli hristiyanlardan az çok makul cevaplar alıyorsunuz ama diğerleri kökten evrime karşı. Çok bağnaz hristiyanlar da var, fikirlerini duysanız şaşırırsınız "bu fikirlerle bu zamanda, bu ortamda nasıl yaşıyorlar" diye. Fakat söylemek zorundayım ki en samimi bulduğum ve hak verdiğim hristiyanlar da onlardı. Çeşit çeşitler gerçekten. Kimisi kadınların klise başında çalışmasına karşıyken kimisi de bir kadın olarak kilisenin rektörü. Kimisi sokakta, huzura kavuşmuş ve artık maddiyattan hafiften sıyrılmaya başlamış gibi ya da uyuşturucu çekmiş gibi kart dağıtıyor Jesus'ı anlatan, kiliseye davet eden... Kimisi meczup. Hepsi birden Yehova'nın şahitlerine karşı ve onların hristiyan olmadıklarını söylüyorlar. İşin ilginç yanı, ben Yehova'nın şahitlerini yalnızca Ankara'da tanıma fırsatı buldum. Başta size çok hoş görünseler de biraz araştırdıktan sonra neden onların, hristiyanların büyük kesimi tarafından afaroz edildiklerini anlıyorsunuz. Sanki Hristiyanlıktan bidatları çıkarayım derken dinlerinin bazı kısımlarını da çıkarmışlar gibi. Neyse...


Linnean Society; Darwin ve Russel Wallace'ın doğal seçilim ile evrim kuramını ilk kez bilim camiasına duyurdukları, gerçekten harika bir yer. Orada bir konferansa katılın. Bu bir gününüzü alabilir. Seccadeleri var, ibadet için oda tahsis ediyorlar.


Üniversitelerdeki mescitler Türkiyedekinden daha büyük ve daha güzel fakat kocaman bir müze ya da parkta prayer room bulamayabilirsiniz. Gezerken zamanın akıp gittiğini de düşününce, montunuzu ya da cep seccadenizi serip namaz kılabilirsiniz. Evet müzede. Ben Victoria Albert'in en sakin yerini ararken ölümle ilgili geçici bir sergisinde namaz kılmıştım (manidar). Sokakta dahi kılabilirsiniz. Ya da tren beklerken falan... Londra'da çok fazla müslüman ve cami var. Hatta şeriat mahkemeleri olduğunu bile duydum. İnternetten aşırı milliyetçi İnglilizler'in "Londra'yı katbettik, Londra düştü." gibi yorumlarına denk geldiğim de oldu. Zira Londra'nın belediye başkanı Pakistanlı bir müslüman. Fakat Londra'da yabancılara yönelik aşırı fanatik tutumlara denk gelmenin kolay olmadığını düşünüyorum. Zaten dediğim gibi, neredeyse, herkes yabancı.


Camden Market'te ikinci el bir retro denim ceket alın. Kesinlikle yıkayın. Bu arada Camden Town Londra'nın en güzel yerlerinden biri olabilir. Zaten Regent's Canal oradan da geçiyor.

İnsanların artık kullanmayıp sokak kenarlarına bıraktıkları giysilerden kendinize harika uyan bir tane bulup sahiplenin.

İnsanlar OLIO gibi yemek paylaşım uygulamalarında israf olmasın diye yemeklerini paylaşıyor. Ben Polonyalı bir abladan harika bir ananaslı turta kaptım mesela. Buluşma yerine gitmeden önce içinde alkol ve hayvansal gıda olup olmadığını sorun.

Bisiklet kiralayın, gerçek bir Londoner gibi bisikletle ulaşım yapın. Zaten double-docker otobüslere bi zaman sonra doyacaksınız. Sonbaharda yağmurlar başlayacak, otobüsle ulaşımı o zamana bırakın. Sakın bisikleti kaldırımda sürmeyin, trafik zaten oldukça güvenli. Eğer kaldırımda sürerseniz bir polisle hayatınızın en zor speaking'ini yapabilirsiniz. Ya da para elinizin kiriyse £50 ödersiniz o kadar.


Bir çılgınlık yapıp Total Barber Academy gibi ücretsiz berberlere gitmeyin derim. Böyle berbat bir şey görmedim. Bir de çıkışta "ya aids bulaştıysa" diye korkarsınız. Bir de komediye bak ki şansıma Türk bir berber adayı gelmişti. Hacettepe'den, Dil-Tarih'ten falan konuştuk.


Parklarda insanları izleyin. Park kültürü ve o tarz parklar Türkiye'de yok. Gerçekten park kültürü diye ayrı bir şey var adamlarda. Halkın, zamanında parkları, canlarını vererek hak etmiş olmasından dolayı belki de...
 

Sanki Edward Westermarck'sınız gibi yahudileri izleyin, özellikle Clissold Parkın yukarısında çokça bulabilirsiniz onları. Çocuklarıyla nasıl ilgilendiklerine özellikle dikkat edin. Bana çok ilginç geliyor. Sadece deneyimlemek için bir şansım olsa dünyaya yahudi bir çocuğun gözlerinden bakabilmeyi isterdim.

Çocuk parklarına gidip dışarıdan çocuklar ve ebeveynlerin ilişkisini, ebeveynlerin kendi aralarındaki ilişkisini izleyin. Çok şaşıracaksınız.

Regent's Canal'ın bir türlü bitmemesinden şikayet edecek kadar bisikletle o güzergahta ilerleyin. Londra'ya dair en sevdiğim şey bu. Geri dönüşte telefonunuzun şarjının bitmesine, bu yüzden kaybolma riskiniz bulunmasına küfredin. Acıkacaksınız. Bir yerde su gördünüz mü orada böğürtlenler de vardır. Zaten avcı toplayıcı kabilelerden geliyoruz. Eve geri dönebilmek için bu şekilde enerji toplamak zorundasınız.

Regents Canal'da birer mühendislik harikası olan kemerleri izleyin. Bunlardan Türkiye'de olduğunu sanmıyorum.

Fırsat bulursanız oranın yerlisi bir ailenin evine gidin, artık bir tanıdığınız doğum günü partisi mi olur bilmem. Aile yapıları, arkadaşlıklar vs alışmış olduğumuzdan oldukça farklı.

Siyasi protestolara katılın. Asıl İngilizler ve İngiliz gençliği orada. Londra'da genel olarak kendinizi yabancı hissetmiyorsunuz ama orada hissedeceksiniz. Yine de tadını çıkarmaya bakın. İçinde bulunduğunuz kalabalığın "F*ck the government" diye bağırması oldukça eğlenceli. Pankartlardan bahsetmiyorum bile...


Casino'ya gidin ve ortamı, insanları izleyin. En iyisi Hipodrom Casino. Diğerleri bir işe yaramaz.


Soho'nun gece kalabalığında yalnız dolaşın, dolaşın, dolaşın. Aradığınızı bulamayacaksınız. Ama çok acayip şeyler var.

Gecenin bir yarısı sokakta karşılaştığınız international bir pezevenk ile sanki alıcıymış gibi ticaret konuşun. Size, millet millet müşteri tiplerini anlatacak. Şoförü ile sizi mekana almak isteyecek ama bu biraz korkunç. Yürümek daha güvenli gibi. Duyduğunuz hiçbir isim gerçek değil. Muhtemelen yaşlar da... Hazır göründüğünüzü söyleyecekler ama yemeyin, gitmekte ısrar edin. Gerçekten eve gitmeniz gerek, yalan değil.


Sokakta bir zeki Müren şarkısı duyarsanız şaşırın.

Eğer benim gibi, diline hiç alkol değmemesine rağmen doğuştan sarhoş biriyseniz sizi muhafaza edecek dostlarınız olsun. Hatta size sözü geçecek biri... Çok şükür ki benim vardı. Yoksa insan gerçekten kaybolur.

Çok güzel fotoğraflar çekmiştim, daha da yazacaktım ama üşendim ya... Belki sonra bir sohbet arasında konuşuruz gerisini.

Warren Zevon - Werewolves of London

Not: Başta paylaştığım Londoners videosunda abartı denilebilecek hiçbir şey yok. Londra gerçekten öyle. Şehir, insanlar... İnsanlar gerçekten güler yüzlü. Günde 70 defa "sorry" demeye, "sorry"leşmeye hazırlanın.

Sevgiler,
Ensar

18.12.2019 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Girizgah: Bu Blog'u Okuma Rehberi

Queen's Gambit Accepted: Talihsiz Satranç Kariyerime Yeni Bir Sayfa