Queen's Gambit Accepted: Talihsiz Satranç Kariyerime Yeni Bir Sayfa
Satranç benim için hep bir tutkuydu. Ya da ben öyle sanmayı tercih ediyorum. Çünkü çok ara verdim, bana ara verdiren sebeplere direnmedim.
Zaten militarist ögelerden hoşlanıyordum (şimdi her ne kadar politik olarak tam aksi bir tavrım varsa da). Savaş, strateji oyunları hep ilgimi çekti. Rekabetçiydim, asosyal, aykırı ve ucubeydim. Öte yandan derslerde de başarılıydım ki bunu zekama bağlıyorum. Sportif faliyetlerde oldukça kötüydüm. Haliyle satranç benim için kaçınılmazdı.
Bir dönem satranç dersleriyle beraber bu oyun okulda oynanmaya başladı. Herkes benden korkuyordu. Rakip bulamadığımda kendi kendime oynuyordum. Adımı bir marka gibi hissediyordum. Karşıma kim çıkarsa arkamda benim yeneceğime inanan bir sınıf vardı. Ama herkesin karşısında yenilmekten de tir tir korkuyordum. Satranç kitapları alıp onlara çalışıyordum. Zekamı kullanarak kazanmaktan, zekam ile ön plana çıkmaktan çocukken de haz alıyordum. Ama ilk turnuvam bir felaketti.
Ben ortaokula başlayınca işler biraz değişti. Henüz 6. sınıfta SBS diye bir sınav yüzünden dersaneye başladım. Tam da resmi turnuvalara başladığım dönem... Dersane ve turnuva maçları haftasonu çakışıyordu. Annem ders çalışmam için baskı yapıyordu, ben gizli gizli satranç kitaplarımı okuyup onlardan habersiz turnuvalara katılıyordum. Bir gün okullar arası bir turnuvada okul kaptanı olarak oynarken Muğla birincisiyle üç buçuk saatlik bir maçım oldu. Dersaneden kaçıp gittiğim turnuvayı ailem bastı ve o maça denk geldiler. Onlar dibime girmeden önce hakem onları uzaklaştırdı, beni öteden izlemeye başladılar, sonra da gittiler. Dikkatim çok dağılmıştı. Maçın son anlarında rakibim ve ben ara ara beraberlik teklif ediyorduk ama birbirimizin tekliflerini de kabul etmiyorduk. Herkes bizim maçın bitmesini bekliyor, bizi izliyor, arada hakemler beraberliğe razı olmamızı söylüyorlardı. Rakibimin beraberlik tekliflerini kabul etmedim ve sonunda yaptığım bir hatayla pozisyon çözüldü, kaybettim. Kalktım, uzaklaştım, ağlamaya başladım. Okul antrenörleri ve takımım geldi. Bir sonraki maça çıkmak istemedim ama çıkmam için beni ikna ettiler. O son turnuva maçımdı, maçın ortasında oyunu terk edip gittim.
![]() |
| "Again?" |
2020 Aralık'ta The Queen's Gambit'i izlemeye başladım ve az önce 1 Ocak 2021'e girerken bitirdim. Benim gibi bir satranç tutkunu için dehşet ötesi bir diziydi, gözlerim sulu sulu izledim birçok sahneyi. İçimde bir şeyleri uyandırdı. Yeniden eski günlere, çocukluğuma dönmek istedim. Bana unuttuğum pişmanlıkları, aileme kızgınlıklarımı, yenilgilerimi hatırlattı. Her bölümün sonunda daha fazla satranç düşünmeye başladım, daha fazla yenmek, daha fazla kendimi ispat etmek istedim. Ama hala daha yeniliyordum. Satranç hakkında çok fazla teorik düşüncem vardı, "bu oyunda çok daha iyi olmalıydım" diye düşündüm ama internette rastgele karşıma çıkan insanlara bile yeniliyordum. Sorunlara odaklanmaya başladım. Öncelikle blitz oynamak zaten benim gibi her şeyde ağır hareket eden biri için dezavantajdı. İkinci olarak blitz; oyunun doğasına, derin, analitik düşünceye tersti. Birçok hamleyi yeterince düşünmeden yapmak zorunda kalıyordum ve zihin buna alışıyordu. Öyle ki satrancın bilişsel becerilere katkısı büyük ölçüde yok olmakla beraber günlük hayatta da sezgisel düşünmeye ve tepkisel davranmaya itiyordu hızlı satranç. Blitz'i bıraktım, kendi oyunlarımı biraz analiz ettim, her oyun sonrası hatalarımı kontrol etmeye başladım ve puanım hemen yükseldi. Kendime söz verdim, Lichess'te 2000 puan'a gelince turnuvalara katılacağım ve ortalığın tozunu attıracağım :)
Gerçi bu kadar ara vermişsin, rakiplerin belki çocukluktan bu yana oynuyor, günde 8 saat satranç çalışıyor, her gün satranç kitapları okuyor ve hatta bunun için fonlanıyorlar... Ben de hipotetik düşünme noktasında boş durmadım üniversite yıllarımda. Ama evet, eskisi gibi dünya şampiyonu olma hayallerim rasyonel olarak yok. En azından Türkiy... Şaka şaka :) Ama çocuğumu bir satranç canavarı olarak yetiştirmeyi planlıyorum dört yaşından başlayarak. Bakarsın o dünya şampiyonu olur.
Bir gün ekranlarda değil de eskisi gibi satranç tahtalarında yüz yüze oynamak dileğiyle,
01/01/2021
Dipnot: 3 yıl sonra bu dipnotu ekleme ihtiyacı hissettim. "Satranç (...) insan aklının en harika onuru" derken biraz/baya abartmışım sanırım. Sonuçta duygusal bir yazı... Şimdi bu cümleyi meşrulaştıracak pek bir şey gelmiyor aklıma :) dipnot tarihi: 10/08/2023




Yazdığın yazı beni çok etkiledi Ensar, ben de satranca çok küçükken başlayan fakat tutkusunu takip etmediği için pişman olanlardanım. Hatta sadece satranç da değil daha bir çok şey.. şiirler hikayeler yazmak mesela.. Küçükken beni ben yapan bir çok şeyden neden vazgeçtiğimi hala sorguluyorum. Neyse hayat.. Sırf kendime (ya da başkalarına) kızdığım için de uzun zamandır oynamadım zaten orta okuldan sonra da çok oynamayı seven arkadaşlarım olmadı. Diziyi izleyince ben de senin gibi yeniden heveslensem de galiba eksisi kadar rekabet enerjim kalmamış, hâlâ çok oynadığım söylenemez. Turnuvada yaşadıklarına ayrıca üzüldüm özellikle ailenin desteklememesine ama cesaretine de hayran kaldım.. Bunun o yaştaki birisi için ne demek olduğunu o kadar iyi anlıyorum ki.. Heveslendiğin hatta seni sen yapan şeyler için seni destekleyen birilerinin olması gerçekten çok değerli ama kaçıp turnuvaya gitmek mi ahshs cidden satranca gönül vermişsin :)))
YanıtlaSilNereden aklıma geldi bilmiyorum profiline bakınca bloğuna denk geldim ve yazmak istedim. Seninle kısmen de olsa aynı hisleri yaşayan birinden yorum almak belki seni de memnun eder diye düşündüm. Pek iddialı olmasam da bir gün seninle tahta başında satranç oynamak dileğiyle... süresiz.. :)))
Aylar sonra bloğuma uğrayıp, yorumunu görüp şimdi yanıtlıyorum :) Böyle bir yorum almak gerçekten çok güzel. Teşekkür ederim benzer hikayeni ve hislerini paylaştığın için. Bir gün karşılaşırsak eğer mutlaka "seninle oynayacağımız bir oyun vardı" de ve gidip en yakın satranç tahtasında oynayalım :)
Sil