Kayıtlar

Girizgah: Bu Blog'u Okuma Rehberi

Resim
Da Vinci'nin çok sevdiğim bir tabiri var: "Bilimin sanatını, sanatın bilimini yapmak..." Fakat baştan söylemeliyim ki bloglarımın bu söz ile bir alakası yok. Yani blog yazıları sonuçta... Basit, kısa, konuşurmuşcasına... Gün gelir de ortaya gerçek bir eser koyarsam bu sözü temel almış olacağım elbet ama burada göreceğiniz şeyler daha çok bana has yazım hataları, bol üç nokta, belirsizlikler, hiç var olmayan uydurma kelimeler falan olacak. Yani aklımda bir an çakan bir şimşeğin basit bir kamera ile çekilmiş fotoğrafı gibi. Öyle çok üzerine düşmeden, neliğini, nedenini sormadan, sorgulamadan, karışmadan... karıştırarak. Galiba benden pek fazla iz taşıyacak buradaki yazılar. Bitmeyen cümleler, her yere çekilmişlikler, anlamsızlıklar falan... Sarhoşcasına... Sermest... Fuzuli'ye de ayıp ettiğimi düşünmüyor değilim. Yani bu blog'a onun şiirinin ismini vermek... kesinlikle ayıp bir şey. Onun sermestiyeti nerede, bu benimki nerede! Gerçi eskisi kadar kendimden geçmem ...

Bir Angarya Memurunun Şaşkınlığı: Yaşamın Anlamı Üzerine Hiç Yazılmamış Bir Yazının Özeti

Resim
Hayatta insana biçilen rolü ve maksadı ve insanın bunlar üzerine şaşkınlığını -belki de yalnız benim şaşkınlığımı- anlatan bir yazı...

Queen's Gambit Accepted: Talihsiz Satranç Kariyerime Yeni Bir Sayfa

Resim
Satranç benim için hep bir tutkuydu. Ya da ben öyle sanmayı tercih ediyorum. Çünkü çok ara verdim, bana ara verdiren sebeplere direnmedim. İlk oyunumu hatırlıyorum. Ben 9-10 yaşlarındayken taşındığımız apartmanın en alt katında, fakir bir ailenin iki çocuğundan büyük olanı bana kendi evlerinde öğretmişti satrancı. İlk bir iki oyunu o yendi. Aradan kaç gün geçtiğini hatırlamıyorum, sonra yine onların evinde ben onu yendiğimde ağlamaya başladı. Şaşırmıştım. Zaten militarist ögelerden hoşlanıyordum (şimdi her ne kadar politik olarak tam aksi bir tavrım varsa da). Savaş, strateji oyunları hep ilgimi çekti. Rekabetçiydim, asosyal, aykırı ve ucubeydim. Öte yandan derslerde de başarılıydım ki bunu zekama bağlıyorum. Sportif faliyetlerde oldukça kötüydüm. Haliyle satranç benim için kaçınılmazdı. Bir dönem satranç dersleriyle beraber bu oyun okulda oynanmaya başladı. Herkes benden korkuyordu. Rakip bulamadığımda kendi  kendime oynuyordum. Adımı bir marka gibi hissediyordum. Karşıma kim çıka...

Seçimlerimiz ve Pişmanlıklarımız: Kendine Kızmaktan Bir Hiç Olmayı Dilemeye

Resim
"Yap ya da yapma, her ikisinden de pişman olacaksın." - Søren Kierkegaard

Artan İntihar Vakalarını Foucault'un Hapisanesi Üzerinden Okumak

Resim
Foucault, Hapishanenin Doğuşu kitabına bir gazete kupüründen doğrudan yaptığı alıntı ile başlar. Bu kupür, 1757'de ahali karşısında suçunu itiraf etmeye ve işkenceye ve idama mahkum edilmiş bir adamın nasıl işkence gördüğünü anlatır. Çok acı ve çok uzun süren bir işkence sonrası ölüm... Cellat gayet profesyonel bir şekilde adeta şov yapar ve işkenceyi uzattıkça uzatır. Erk, bu işkence ile iktidarını suçlunun bedenine kazır ve bedene nasıl hükmettiğini tüm ahaliye gösterir. Bu gazete kupüründen sonra ikinci bir alıntı çıkar karşımıza. Bu ikinci metin ise hafızamıza kazınan o işkence sahnesinin yazılı talimatı, yani mahkeme kararıdır. Bu talimat bir bir celladın neler yapması gerektiğini yazmaktadır. Yani ahalinin izlediği şovun yıldızı aslında cellat değilmiş, o yalnızca bir teknisyenmiş. Asıl yıldızlar bu işkencenin tasarımcıları olan devlet adamlarıymış. Bu devlet adamları aynı zamanda birer işkence uzmanı olmalılar ki suça denk olan cezayı mahkuma eksiksiz verebiliyorlar...

Altıncı Bürhan

Resim
** Alıntıdır . Gel, bu geniş ovaya çıkacağız. İşte o ova içinde yüksek bir dağ var. Üstüne çıkacağız, tâ bütün etrafı görülsün. Hem her şeyi yakınlaştıracak güzel dürbünleri de beraber alacağız. Çünkü..........

Bir Hak Hukuk Meselesi: Hukuk Sosyolojisi

Resim
Lisans yıllarımda bana en çok katkı yapan derslerden biri Hukuk Sosyolojisi'ydi. Ama üzülerek görüyorum ki bu ders hukuk fakültelerinde olması gerektiği gibi anlatılmıyor, klasik devlet teorisyenlerinden öteye gidilmemekle birlikte işin temeline Platon'a, Sokrat'a dahi inilmiyor. Halbuki yalnız Krito Metni'nde Sokrates'in "Yasa olmazsa hiçbir şey olmaz" deyip imkanı (ve belki hakkı dahi) varken yasayı çiğnememesi bile ne kadar öğretici. Yahut devlet teorisyenlerinden sonra Foucault, Habermas, Levinas, Derrida... Bir hukuk mezunu bunların adını bile öğrenmemiş oluyor. Sorun açık aslında. Weber zaten Protestan ahlakından sonra buna da değiniyor. Nasıl Protestan için kazanmak (maddi çıkar) araç idi ve amaç haline geldi, hukuk ve hukukçu için de yasa araçtı, amaç haline geldi. Artık hak, korunması gereken bir mesele değil. Korunması gereken; mevcut yasal sistemin sürekliliği ve birbiriyle çelişmeyecek şekilde işleyişinin sağlanması. Bu yüzden bir huku...